BESLENME ATÖLYESİ’NDEN DİLEK KİREMİTÇİ İLE DOPDOLU BİR SOHBET!

Gelecek Bilimi’ndeki gönüllülerin eğitim faaliyetlerinin yürüdüğü gemi olan Gelecek Akademisi Atölyeleri çalışmalarına renk katmaya devam ediyor. Veri üretmek adına tek bedenin farklı uzuvları gibi hep beraber uyum içinde çalışan ekipler; beyin fırtınaları, laboratuvar etkinlikleri, saha çalışmaları ve alanında uzman kişilerle yapılan görüşmeler şeklinde öğreniyor ve gelişiyor.

Beslenme Atölyesi de faaliyetlerine bir yenisini ekleyerek Dilek Kiremitçi’yi ziyaret etti. İşinin ehli olabilmek, mesleğine ışık tutabilmek adına çalışmayı ve de üretmeyi yaşamının merkezine konuşlandıran Kiremitçi ile yapılan röportaj, zihni genç olan herkesin ilgisini ve beğenisini çekecek türden.

1)Kendinizi tanıtır mısınız?

1967 İstanbul doğumluyum. Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum. 27 yıllık eczacıyım. Bunun 20 yılını eczane eczacılığı yaparak geçirdim. 2 yıl evden çalıştım. Sonra mesul müdürlük yaptım. Hastane eczacılığı yaptım. 2010 yılında Çapa Tıp Fakültesine sorumlu eczacı olarak girdim. İki buçuk yıl orada çalıştıktan sonra kardiyoloji bölümüne baş eczacı olarak geçtim. Şuan İstanbul Üniversitesi’nin dört baş eczacısından biriyim. Buradaki zamanım Çapadaki kadar yoğun değildi. O yüzden nasıl değerlendirebilirim diye düşündüm. Eskişehir’de farmakoloji üstüne yüksek lisans yaptım.Sonra Bezm-i alem Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. Ve bunun yanında Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı 5 tane ürünümü çıkardım. Çok sayıda seminerler verdim. Beş kitap olarak yayımlamayı düşündüğüm kitap serisinin ilk kitabını çıkardım. Şuan fitoterapi çok kirlendi ve fitoterapinin temizlendiğini anladığım yere kadar araştırmalarıma devam edeceğim.

2)Peki fitoterapi hakkındaki merakınız nereden geliyor?

Çocukluktan gelen bir merakım var. Ailem Bulgaristan’dan göç edince İstanbul’dan cumbalı bir ev almışlar böyle cumbalı evimizin bahçesinde çiçeklerimiz vardı babaannem çiçeklere çok meraklıydı. Sarmaşıklara , çiçeklere bakardım bunlar neye iyi geliyor diye düşünürdüm. Bunlar mutlaka bir şeylere iyi geliyor derdim. Keşke bunları öğrensem isimlerini bilsem derdim.Kısmet işte eczacılık farmakoloji arkasından yüksek lisans fitoterapi ve hepsini öğrendim çok şükür.

3)Türkiye‘de Fitoterapinin yeri nasıl ve Avrupa’da doktorlar reçeteye bitkisel ilaç yazmakta sizce
Türkiye’de de bunun uygulanması mümkün mü ?

Öncelikle Bezm-i Alem Üniversitesi yaptı bunu, sonra Yıldırım Beyazıt Üniversitesi yapıyor. Türkiye’de doktorlarımızdan 40 tanesi bu fitoterapist ünvanını aldı. Önce çok fazla tepki verdiler bitkiler ne olacak diye endişe edildi.Eğitim verilmeye başlandıkça ve içindekileri görerek bu sefer bu işi öğrenmek isteyen doktor sayısı arttı. Simdi ise tıp fakültelerine ders olarak da konulmaya başlandı. Avrupa da reçeteye yazmaya başladılar. Almanya’da doktorların %60 ‘ı bitkisel yazmaya başladılar. Sağlık Bakanlığı fitoterapiyle ilgili çalışmalarını Avrupa seviyesine getirecek ölçüde yapmaya başladı ve de devam ediyor. Hiçbir şey Türkiye’ye bu kadar çabuk gelmiyor .

Türkiye’de ise fitoterapi ilerliyor fakat çok fazla kirliliklerle ilerliyor. Buna da sağlık bakanlığının el atması gerekiyor. Çünkü bu bir kültür, aktar kültürü var bizde. Yapacağımız bir şey yok. İbn-i Sinaların döneminde aktarlar konuşuluyordu. Tedaviler aktarlardan çıkıyordu. İbn-i Sina’nın kitabı 16.yy’dan beri tıp kitabı olarak kullanılıyordu. O yüzden aktarları yok sayamayız, bunu bileceğiz. Fitoterapi ölmediyse aktarların sayesindedir. Ama bilgisini, sistematiğini bilmiyorlar. Aktarlarımızı alacağız ve bu kirli bilgiden arındırmak için birer birer eğitmeliyiz. Aktarların eğitim almaları için belli kurallar çıkarmak gerekiyor. Eğitim alan aktarlara diploma verilmeli ve diploması olmayan aktarlar kapatılmalıdır. Ve görülecek ki aktarlarımızda belli bir seviyeye çıkaracaklardır. Ve aktarların kendileri de zaten ne kadar eksik bildiklerini görecekler. O yüzden toparlamak gerekirse aktarları inkar edemeyiz fitoterapinin ayakta kalmasının yegane sebebi aktarlardır. Fakat aktarlarımızın eğitimi şart.

4)Doktorların fitoterapist olarak uzmanlık alması eczacıları nasıl etkiliyor?

Eczacılıktan fitoterapiyi aldılar. Fito bitki terapi tedavi demek. Tedavi doktorun işi olduğundan eczacılara eskiden olduğu gibi doktor ilacını yazacak, eczacı yazılan ilacı verecek diye eczacıyı sınırladılar. Sen busun terapi doktorun işi dediler.

5)Halkımız bitkiler konusunda daha çok koca karı dediğimiz ilaçlar hakkında oldukça geniş bilgilere sahip siz bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Koca karı ilaçları sektöre kazandırılmamış bitkisel ilaçları genel adıdır. Ama yapacağımız şey bunları sektöre kazandırmak. Tatile gittiğimde ben özellikle duyduğum özel bitkilerin olduğu yere tatil köylerine gidiyorum. Köylü teyzemiz ortaya bir şeyler çıkartıyor fakat bunu sektöre döküp bilimsellik kazandırmakta bir eczacı , farmakoklosizt veya fitoterapistin görevidir. Tatil için gittiğim bölgelerde bulduğum yabancı ilaç formüllerini alıp www.titck.gov.tr  farmakovijilans merkezine gönderiyorum. Burada kocakarı dediğimiz ilaçları alıp bilimsel olarak inceleyip sektöre kazandıran gerçek ve ciddi bir kamu ilaç geliştirme merkezidir. Bu çok ciddi bir sitedir. Farmakovijilans kavramı daha yeni bir kavraM olarak ortaya çıktı. Eski eczacılar çok fazla bilgili değiller bu konuda bu yüzden  meslek içi sürekli eğitim programları verilmesi gerekiyor. Eczacıların gelişmelerden haberdar olması için bu gereklidir. Türkiye’de fitoterapi koca karı ilaçları olarak başladı. Sonra kıymet bilinenler araştırılıp sektöre katıldı. Ve şuan üniversitelerde inceleniyor. Aktarlara yaptırımlar sona bırakıldı çünkü aktarlar eğitime yanaşmıyordu. Bence şöyle olmalı her aktarın başına bir eczacı görevlendirilmelidir.

6)Fitoterapi bütün hastalıkların tedavisinde kullanılıyor mu?

Kullanılmayan hastalık tedavisi yok. Her hastalığın kendine özel tedavi için kullanılan bitkisi var. FFD Monograflar dediğimiz kitaplardır. Ve aynı zamanda bilgisayarda programı vardır. FFD Monograflarında kullanılan maddelerin maksimum miktarı, ne kadar kullanılacak, neye zararlıdır sindirim sistemine etkisi hepsi yazar. Bu elinizde olursa asla aldatılamazsınız.

7)Nutrasötikler hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’de bunların bilinçsiz kullanımı var mı ? Nutrasötikler ile besin destekleri arasında farklar var mı varsa nedir?

2005 yılında bir araştırma yapılmış bir yeşil elmadaki vitamin ve mineralleri araştırmışlar.2015 yılında tekrar bir araştırılmaya gidilmiş ve 2005 yılında araştırılmış olan tek bir elmada ki vitamin mineral deposuna bugün 5 yeşil elma yiyerek ulaşıyormuşuz. Bu da çok üzücü bir durum aslında ve nutrasötikleri kullanmamız şartını getiriyor bize.

8)İnsanlarda şöyle bir algı oluyor besinlerden yeteri kadar vitamin ve mineral ihtiyacımı karşılayamıyorum ve eczaneden aldığım nutrasötikleri kullanabilirim. Peki bunları çok fazla kullanmak  yan etki gösterir mi?

Sağlıklı beslenmenin yanında birde aynı zamanda besin takviyesi alıyor. Hiç bir besin takviyesi bir besin kadar değere sahip değil. Ama hiçbir besin artık eskisi gibi bir besin değerine sahip değil. Besinlerin içerikleriyle oynandı. Vitaminlerle karıştırılsın da istemiyorum ama artık besin takviyesi almak durumundayız. Çünkü besinlerimizin içi boşaldı. Örneğin şekil havuç ama içerisinde yeteri kadar A vitamini yok, şekil yeşil salata ama içinde K vitamini yok gibi. Şuan yaban mersini bir tek henüz kirlenmedi. O yüzden maalesef besin destekleri kullanmamız gerekiyor.

9)Bunları sürekli kullanmak immün sistemimiz için bağımlılık yapar mı?

Bildiğimiz meyveler bunlar sadece liflerinden arınmış etken maddeleri çekilmiş oluyor. Bu eksiği kapamak içinde zaten artıca lifli besinleri tüketmemiz gerekiyor. Besinlerimizi yiyeceğiz ama bir taraftan da besin desteklerimizi alamız gerekiyor.

10)Bilinçli kullanım için neler yapmalıyız?

İnternet ve medyada bu konuda çok fazla bilgi kirliliği görüyoruz. Bu kirliliklerden öncelikle interneti temizlememiz gerekiyor. Herkes her şeyi yazabiliyor hale geldi. Bence bu bilgiler için bir merkez oluşturulması gerekiyor ve bunun denetlenmesi gerekiyor. Böyle yaparak bilgi kirliliklerinin önüne geçebiliriz. Bütün bilgililer kesinlikle adminsiz öne sürülemeyecek hale getirmemiz gerekiyor.

11) 2016 yılında bir araştırma yapılmış tüketici sağlık ürünleri kabulüne göre insanlar en çok hangi konuda takviye istiyorlar diye ilk  olarak stres , uyku sorunları ,soğuk algınlığı ,yorgunluk, sindirim problemleri, obezite olarak gidiyor. Fitoterapi bu konuya dikkat çekiyor mu?

Satış odaklı ya da reklam odaklı düşünürseniz tabi ki bunlara yönelirsiniz konuları anlatmak için fakat ben reklam odaklı düşünmediğim için konularıma genel eğitim olarak giriyorum. Bana gelen problemler genelde zayıflama ve cinsel problemler üzerine oluyor. Fitoterapi buna yöneliyor fakat insanlarımıza bir şey anlatmaya korkuyoruz.

12)Fitoterapiyi şuan eczacılar yürütüyor şimdi tıp öğrencileri de öğrenmeye başladı. Diğer bölümlerde okuyan öğrencilere bu konu hakkında nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?

Benim eczacı olup İtalya‘da aşçı olan arkadaşım var. Bana ‘Dilek sağlık sofrada başlar bana sağlıklı yapacak yiyecekler söyle’ dedi. Hemen söyledik ‘brokoli ile brüksel lahanasından zeytinyağlı yapacaksın’ dedim. ‘Tamam peki salata olarak ne yapabilirim?’ dedi sonra hastalıklara göre yemekler çıkarmaya başladık. Bu da sizinle ilgili  yüzden farmakoloji uzmanlarıyla çalışırsanız çok güzel olur. Ama nasıl bir çalışma beraberce oturacaksınız saatlerce günlerce çalışacaksınız. Yani hepimiz oturup bir arada bilgilerimizi birbirimize aktararak çalışmamız gerekiyor.

Teoriyi pratikle buluşturan ve pratiğin teorisi üzerine giden, bu uğurda daima çalışan, üreten ve de başaran hanımefendiye bu güzel sohbet için teşekkürlerimizi iletiyoruz. Dilek Kiremitçi ve Fitoterapi konulu röportajın herkes için faydalı, umut verici olması temennisiyle. Gelecekte kalın!